<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>        <rss version="2.0"
             xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
             xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
             xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
             xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
             xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
             xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
        <channel>
            <title>
									Ilgaz Yuvasaray Köyü Forum - Yakın zamanda Gönderilenler				            </title>
            <link>https://yuvasaray.net/forum/</link>
            <description>Ilgaz Yuvasaray Köyü Tartışma Forumu</description>
            <language>tr</language>
            <lastBuildDate>Sat, 02 May 2026 20:34:34 +0000</lastBuildDate>
            <generator>wpForo</generator>
            <ttl>60</ttl>
							                    <item>
                        <title>Piç</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/etrafinizda-gecen-olaylar/pic/#post-41</link>
                        <pubDate>Wed, 31 Jul 2024 08:46:39 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[PİÇ
&quot;Ömer Seyfettin asker bir yazardır, İstiklal savaşında birçok cephede savaşmıştır. Filistin cephesinde olan hatırasını okuyalım:&quot;Almanların yenilmesiyle savaş bitmiş mütareke imzalanmış...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>PİÇ</strong></p>
<p>"Ömer Seyfettin asker bir yazardır, İstiklal savaşında birçok cephede savaşmıştır. Filistin cephesinde olan hatırasını okuyalım:<br /><br />"Almanların yenilmesiyle savaş bitmiş mütareke imzalanmıştı Filistin’den çekiliyorduk bir kaç arkadaş subayla karşı tarafın subaylarıyla çekilme işlerini görüşmek için görüşmeye gittik. Karşı tarafta Fransız üniformalı bir subay bana sık sık bakıyor gözünü benden ayırmıyordu. Ben buna bir mana veremiyordum.<br /><br /><br />Fransız subay yerinden kalkıp bana doğru geldi ve nasılsın Ömer Seyfettin dedi. Beni nerden tanıyorsun ben bir yüzbaşıyım öyle tanınacak kadar üst düzey bir kumandan değilim dedim.<br /><br />Ömer ben seninle İstanbul da askerî lisede beraber okudum ben falancayım deyince hayretler içinde baktım hatırladım. Hep dini Kur'an-ı eleştiren Osmanlıyı devamlı kötüleyen vatan bayrak sevgisi olmayan bir öğrenci idi amma yine de Fransız subayı olması normal değildi.<br />Peki, nasıl böyle oldun dedim.<br /><br />Dedi ki: Ne zaman bir savaş olsa Türkler galip gelse içimde üzüntü oluyordu. Türkler kaybetse zarar görse içimde bir sevinç oluyordu, çoğu zaman kendimi ayıplıyor neden böyleyim diyordum. Bir gün Anneme ısrarla bunun sebebini sordum.<br /><br />- Dayanamayacağım anlatayım dedi. İstanbul hastanesinde görevli bir Fransız doktor vardı hastaneye gidip gelirken onunla birlikte oldum ve sen o Fransız doktorun oğlusun babanın bundan haberi olmadı, şimdi sen öğrendin dedi.<br /><br />Zaten babam zannettiğim çoktan ölmüştü. O hastaneye gittim şu tarihte burada çalışmış şimdi Fransa’ya dönmüş olan şu isimli doktorun adresi var mı dedim, adresi verdiler. Fransa’ya gittim babamı buldum. Olanları, Annemin sözlerini söyledim. Her şeyi unutmadım, anneni gerçekten sevmiştim dedi ve beni kabul edip nüfusuna yazdırdı. Fransız okullarında eğitimimi tamamladım ve gördüğün gibi bir Fransız subayı olarak karşındayım Ömer Seyfettin dedi.<br /><br /><strong><em>Şimdi ben milletini bayrağını dinini eleştirenleri gördükçe acaba onlar da böyle piç mi diye düşünüyorum.???</em></strong><br /><br />Ömer Seyfettin</p>
<div id="wpfa-16394" class="wpforo-attached-file"><a class="wpforo-default-attachment" href="//yuvasaray.net/wp-content/uploads/wpforo/default_attachments/1722415599-OmerSeyfettin.jpg" target="_blank" title="Omer.Seyfettin.jpg"><i class="fas fa-paperclip"></i>&nbsp;Omer.Seyfettin.jpg</a></div>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/etrafinizda-gecen-olaylar/pic/#post-41</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>&quot;ÜSKÜDAR MARMARAY&#039;DA BEKLİYORUM!&quot;</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/etrafinizda-gecen-olaylar/uskudar-marmarayda-bekliyorum/#post-40</link>
                        <pubDate>Wed, 31 Jul 2024 05:08:56 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Tam metroya bineceğim, bir tane yaşlı amca makinenin önünde panik yapmış dolduramıyor kartı. Arkasında birkaç tane genç birikmiş bağırıyor amcaya &quot;-hadi be n’apıyosun, flört mü ediyosun maki...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p>Tam metroya bineceğim, bir tane yaşlı amca makinenin önünde panik yapmış dolduramıyor kartı. Arkasında birkaç tane genç birikmiş bağırıyor amcaya "-hadi be n’apıyosun, flört mü ediyosun makinayla"</p>
<p>Tabi bunu duyunca delirdim. N’apıyosunuz ya dedim gittim amcaya yardım ediyorum, Canım amcam sen ne istiyorsun dedim, kartım yok dedi, doldurduk kartını dedim, al istediğin yere git bununla, hatta sen başvuru yap senin yaşına ücretsiz ulaşım dedim.</p>
<p>Neyse ben de doldurdum kendi kartımı metroya geldim. Baktım amca orada bekliyor hala, ne oldu dedim. Yavrum adres soracaktım beni azarlarlar diye soramadım, seni bekledim dedi. Olur mu öyle şey amcam dedim, peki nereye gidecektin sen dedim. Üsküdar Marmaray dedi. Amca Kirazlıdayız, karşı tarafta o. Nasıl buraya geldin uzak dedim. Kafasını eğdi, dur dedim anlattım ona. Burdan Yenikapıya git, ordan sarı çizgiyi takip et, Marmaraya bin, ordan 2 durak sonra Üsküdar Marmaraydasın dedim..</p>
<p>Baktım amca mahzun mahzun bakıyor, anlamamış durumu, tamam dedim amca gel gidiyoruz. Atladık metroya gidiyoruz Üsküdara doğru, yolumuz var da var. Muhabbet olsun diye dedim “amca sen nerelisin”. Malatya dedi. Var mı kayısı bahçesi filan dedim, dedi ki yavrum ben emekli ağır ceza hakimiyim. Vayy be dedim içimden. Onlarca kişiye müebbet dağıt, 40 yıl, 50 yıl hapis ver, sonra gel metroda kartı şaşır, ey insanoğlu...</p>
<p>Sonra, amca dedim Malatya'dan İstanbul'a neyle geldin dedim, uçakla mı otobüsle mi? Amca dedi ki, hatırlamıyorum...</p>
<p>Dedim amca valizler nerede? 3 yaşındaki çocuk gibi yüzüme baktı nerede? dedi....</p>
<p>O an anladım amca demans hastası, yani kişisel tarihini unutmak, kendi geçmişini silmek. Peki amca nereye dedim, "OĞLUM BENİ, ÜSKÜDAR MARMARAY’DA BEKLİYOR" Dedi.</p>
<p>Neyse dedim telefon nerede dedim.. Nerede dedi, dedim iş sıkıntı, neyse indik Üsküdar Marmaraya. Oturduk bekliyoruz gelen giden yok, dedim amca kimliği ver. Baktım adına soyadına, sonra bir tanıdığı aradım. Dedim böyle böyle kimdir bu yakını vs bir numara bulur musun? Sağolsun yardımcı oldu. Harbiden Malatyalıymış, kızının numarası geldi, aradım dedim gece gece rahatsız ettim ama...</p>
<p>Daha lafımı bitirmeden Üsküdar Marmarayda mısınız dedi evet dedim şaşırdım tabi. Dedi ki size eniştenin numarasını vericem onu arayın, aldım numarayı aradım enişteyi, dedim gece gece rahatsız ediyorum ama...</p>
<p>O da hemen Üsküdar Marmaray'da mısınız dedi, evet dedim. Ya herkes biliyor acaba ben mi bilmiyorum niye buradayız derken, neyse enişte geldi birazdan.</p>
<p>Gelir gelmez sarıldı bana, ben başladım azarlamaya demans hastası bu adam niye tek başına salıyorsunuz dışarı. 3 yaşında birini salmakla aynı şey! Kim o oğlu da burada bekliyorum diyor amca?</p>
<p>- Abi demans hastası, evet geçmişindeki hiçbir şeyi hatırlamıyor, doğru. Ama oğlu polisti. 3 yıl önce şehit oldu!</p>
<p>Ve oğluyla son telefon görüşmesinde "BABA ÜSKÜDAR MARMARAY'DA SENİ BEKLİYORUM" demişti...</p>
<p>Her şeyi unuttu, onu unutmuyor, arada evden kaçıp buraya geliyor. Dizlerimin bağı çözüldü. Kaldım öylece, neyse onlar gitti kafamda cümleler dolaşıyor.</p>
<p>Belki dedim oğlu gerçekten de oraya geliyor ama biz göremiyoruz. Sonra konu üzerinde daha sonra düşündüm. Demans hastalığı bizim de hastalığımız, toplum olarak geçmişimizi unuttuk sağa sola savruluyoruz nereye gittiğimizi bilmeden. Kim olduğumuzu unuttuk... Nereye gideceğimizi de unuttuk...</p>
<p>Alıntı</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/etrafinizda-gecen-olaylar/uskudar-marmarayda-bekliyorum/#post-40</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Abdürrahim Karakoç</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/sairlerimizin-hayatini-burada-paylasabilirsiniz/abdurrahim-karakoc/#post-35</link>
                        <pubDate>Sun, 26 Nov 2023 09:53:45 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[ABDURRAHİM KARAKOÇ (Doğum: 1932 - Ölüm: 2012)
Cumhuriyet Dönemi Türk Halk şiirinin en güçlü şairlerinden biri olan Abdurrahim Karakoç, 7 Nisan 1932 tarihinde Kahraman­maraş&#039;ın Elbistan ilçe...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABDURRAHİM KARAKOÇ (Doğum: 1932 - Ölüm: 2012)</strong></p>
<p>Cumhuriyet Dönemi Türk Halk şiirinin en güçlü şairlerinden biri olan Abdurrahim Karakoç, 7 Nisan 1932 tarihinde Kahraman­maraş'ın Elbistan ilçesinin Celâ köyünde -şimdiki adıyla Ekinözü ilçesinde - doğdu. İlkokulu köyünde okudu ve dört yılda bitirdi. Daha sonra okula gitmedi fakat çok kitap okuyarak kendini yetiştirdi.</p>
<p>1984 yılında sanat hayatını sürdürmek ve çocuklarım okutmak için Ankara'ya taşındı. Yazılarında ülke ve dünya gündemine ait sosyal, kültürel, sanatsal ve siyasî konularla ilgili düşüncelerini eleştirel bir üslupla kaleme aldı. Abdurrahim Karakoç'un edebiyatla ilgisi daha ilkokul yıllarında dedesinin ve babasının şiirlerim okuyup dinlemekle başladı. O, babasından Köroğlu destanım, Kerem ile Aslı hikâyesini; Yunus'un, Karacaoğlan'ın, Dadaloğlu'nun ve Seyrani'nin şiirlerini dinleyerek, ezberleyerek yetişti. Karakoç'un yayınlanan ilk şiiri bir taşlama olup bu şiir 1950 yılında Elbistan Kaymakamlığının çıkardığı "Engizek" dergisinde yayınlandı.</p>
<p><a class="wpforo-default-attachment" title="images.jpg" href="//yuvasaray.net/wp-content/uploads/wpforo/default_attachments/1700992425-images.jpg" target="_blank" rel="noopener"> images.jpg</a></p>
<p>Şiirleriyle çağdaşı olan şairleri etkilemiş olan Karakoç'un 100'ün üzerinde bestelenmiş şiiri vardır. Bunlardan Musa Eroğlu tarafından bestelenen "Mihriban", "Unutursun Mihriban'ım", "Omuzumda Sevda Yükü", Bayram Bilge Tokel tarafından bestelenen "Dağ ile Sohbet", Ekrem Çelebi tarafından bestelenen "Sultanım" adlı şiirler Türk Halk müziğimize taze bir kan kazandırmıştır.</p>
<p>Abdurrahim Karakoç'un şiir türündeki ilk eseri Hasan'a Mektuplar adıyla 1965 yılında yayınlandı. Diğer eserleri şunlardır: El Kulakta (1969), Vur Emri (1973), Kan Yazısı (1978), Suları Islatamadım (1983), Dosta Doğru (1984), Beşinci Mevsim (1985), Gökçekimi (1991), Akıl Karaya Vurdu, (1994), Yasaklı Rüyalar (2000), Gerdanlık -1 (2000), Parmak İzi (2002), Gerdanlık-II (2002), Gerdanlık III (2005)</p>
<p>Nesir türündeki düşünce, sohbet, mektup ve röportaj türündeki yazılan da Düşünce Yazılan (1990) ve Çobandan Mektuplar (1997) adlı kitaplarında topladı. Abdurrahim Karakoç, 07 Haziran 2012 tarihinde Ankara'da vefat etti. Allah rahmet eylesin.</p>
<div id="wpfa-14747" class="wpforo-attached-file"><a class="wpforo-default-attachment" title="images.jpg" href="//yuvasaray.net/wp-content/uploads/wpforo/default_attachments/1700992425-images.jpg" target="_blank" rel="noopener"><i class="fas fa-paperclip"></i> images.jpg</a></div>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/sairlerimizin-hayatini-burada-paylasabilirsiniz/abdurrahim-karakoc/#post-35</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Çarpık Çağ</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/2e068e3ef8d3c687821d16fd024fbd59/carpik-cag/#post-34</link>
                        <pubDate>Sun, 26 Nov 2023 09:45:30 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Çarpık Çağ
Doğru mu, yanlış mı karar sizlerinBiz aklın durduğu çağda yaşadık&#039;Ben dinsizim! &#039; diyen beyinsizlerinDin dersi verdiği çağda yaşadık.Çabuk pişsin diye zorbanın aşıAyıran olmadı k...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 12pt"><strong>Çarpık Çağ</strong></span></p>
<p><br /><span style="font-size: 12pt">Doğru mu, yanlış mı karar sizlerin</span><br /><span style="font-size: 12pt">Biz aklın durduğu çağda yaşadık</span><br /><span style="font-size: 12pt">'Ben dinsizim! ' diyen beyinsizlerin</span><br /><span style="font-size: 12pt">Din dersi verdiği çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Çabuk pişsin diye zorbanın aşı</span><br /><span style="font-size: 12pt">Ayıran olmadı kurudan yaşı</span><br /><span style="font-size: 12pt">Keçinin kaplana her adım başı</span><br /><span style="font-size: 12pt">Kırk tuzak kurduğu çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Baylar çalım sattı, bayanlar etin</span><br /><span style="font-size: 12pt">Ar duvarı çürük, darbeler çetin.</span><br /><span style="font-size: 12pt">Modern putçuluğun, şirkin, zilletin</span><br /><span style="font-size: 12pt">Kemale erdiği çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Bazen kör kilitler vuruldu dile</span><br /><span style="font-size: 12pt">Bazen armağanlar kazandı hile</span><br /><span style="font-size: 12pt">Homo'nun,komo'nun, deyyusun bile</span><br /><span style="font-size: 12pt">İtibar gördüğü çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Yabancısı olduk ilin, obanın</span><br /><span style="font-size: 12pt">Müdür ekmeğini çaldı çobanın</span><br /><span style="font-size: 12pt">Resmi dairede devlet babanın</span><br /><span style="font-size: 12pt">İpe un serdiği çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Önümüz çileydi, arkamız cefa</span><br /><span style="font-size: 12pt">Bir gün semtimize basmadı sefa</span><br /><span style="font-size: 12pt">Mürşidin, müridin günde beş defa</span><br /><span style="font-size: 12pt">Günaha girdiği çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Kimi hak adalet gördü düşünde</span><br /><span style="font-size: 12pt">Kimi devlet kuşu buldu başında</span><br /><span style="font-size: 12pt">Vatanseverlerin vatan dışında</span><br /><span style="font-size: 12pt">Hasretlik sürdüğü çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Göz yumup izine düştük batı'nın</span><br /><span style="font-size: 12pt">Tuttuk kuyruğundan haçlı atının</span><br /><span style="font-size: 12pt">Pamuk yumağının, tüyün, tütünün</span><br /><span style="font-size: 12pt">Nice baş yardığı çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Neler yıkmadık ki son olsun diye</span><br /><span style="font-size: 12pt">Harcadık günleri gün olsun diye</span><br /><span style="font-size: 12pt">Asker kaçağının şan olsun diye</span><br /><span style="font-size: 12pt">Askeri vurduğu çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Dilendik, savurduk Doları, Markı</span><br /><span style="font-size: 12pt">Döndükçe aşındı düzenin çarkı</span><br /><span style="font-size: 12pt">Şalvarı, kasketi, gömleği, börkü</span><br /><span style="font-size: 12pt">İhtiras sardığı çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Kimi vurgun vurdu döndü köşeyi</span><br /><span style="font-size: 12pt">Kimi yalamakla doydu şişeyi</span><br /><span style="font-size: 12pt">Kiminin ateşi, külü, maşayı</span><br /><span style="font-size: 12pt">Ekmeğe dürdüğü çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Kılavuzluk yaptı körü beylerin</span><br /><span style="font-size: 12pt">Seçimde sağılan sürü, beylerin</span><br /><span style="font-size: 12pt">Morgtaki ölüden diri beylerin</span><br /><span style="font-size: 12pt">Hâl-hatır sorduğu çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Atladık bir çağdan bir diğerine</span><br /><span style="font-size: 12pt">Çıktık zirvelere, daldık derine</span><br /><span style="font-size: 12pt">'Çağdaş bayanlar'ın cins beylerine</span><br /><span style="font-size: 12pt">Çuvallar ördüğü çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Biri yola çıkmaz dayı bulmadan</span><br /><span style="font-size: 12pt">Biri balık avlar suyu bulmadan</span><br /><span style="font-size: 12pt">Birinin haftayı, ay'ı bulmadan</span><br /><span style="font-size: 12pt">Milyarlar derdiği çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Baş örtüsü yasak,Türk olmak günah</span><br /><span style="font-size: 12pt">Sabır ver, sabır ver ey gadir Allah!</span><br /><span style="font-size: 12pt">Bulaşık basının her gün, her sabah</span><br /><span style="font-size: 12pt">İslâm'ı Yerdiği çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Zorbaya rüşvettir 'nurol-çok yaşa'</span><br /><span style="font-size: 12pt">Mâbutlar, kıbleler değişti hâşâ</span><br /><span style="font-size: 12pt">İnsanın kâğıda, demire, taşa</span><br /><span style="font-size: 12pt">Secdeye vardığı çağda yaşadık.</span><br /><br /><span style="font-size: 12pt">Görün hâlimizi biz insanların</span><br /><span style="font-size: 12pt">Tutsağı olmuşuz suizanların</span><br /><span style="font-size: 12pt">Her zaman her yerde müslümanların</span><br /><span style="font-size: 12pt">Müslüman kırdığı çağda yaşadık.</span></p>
<p><em><strong>Abdürrahim Karakoç</strong></em></p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/2e068e3ef8d3c687821d16fd024fbd59/carpik-cag/#post-34</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Hicri Yıl: 1 Muharrem 1442 - 20 Ağustos 2020 Perşembe</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/dini-konulari-burada-paylasabilirsiniz/hicri-yil-1-muharrem-1442-2020-persembe/#post-33</link>
                        <pubDate>Wed, 19 Aug 2020 19:42:39 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[1 Muharrem 1442 - 2020 perşembe
Hicri Yılımız; Memleketimize ve islam âleminin kurtuluşuna insanlığın hidayetine vesile olması dileğiyle.
Hicri yıl ve takvim nedir?
Hicrî takvim; Müslüman...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>1 Muharrem 1442 - 2020 perşembe</strong></p>
<p><span>Hicri Yılımız; Memleketimize ve islam âleminin kurtuluşuna insanlığın hidayetine vesile olması dileğiyle.</span></p>
<p><span style="font-size: 12pt"><strong>Hicri yıl ve takvim nedir?</strong></span></p>
<p>Hicrî<span> takvim; Müslümanların takvimi, 1 </span>yılı<span> 354 ya da 355 gün olan ve 12 kameri aydan oluşan, Hz. Muhammed'in (sas) Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç </span>yılı<span> (1. </span>yıl<span>) kabul eden ve Ay'ın Dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir.</span></p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/dini-konulari-burada-paylasabilirsiniz/hicri-yil-1-muharrem-1442-2020-persembe/#post-33</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Yoksul Ayakkabıcı</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/cocuklara-egitim-konusunda-hikaye-ve-masallari/yoksul-ayakkabici/#post-32</link>
                        <pubDate>Sat, 06 Jun 2020 12:39:26 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Yoksul Ayakkabıcı
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Uzak &uuml;lkelerden birinde yoksul bir kunduracı ve karısı yaşarmış. Kunduracı &ccedil;ok iyi kalpliymiş. Fakat yaşlandığı i&ccedil;in. Eskisi ...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yoksul Ayakkabıcı</strong></p>
<p><br />&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Uzak &uuml;lkelerden birinde yoksul bir kunduracı ve karısı yaşarmış. Kunduracı &ccedil;ok iyi kalpliymiş. Fakat yaşlandığı i&ccedil;in. Eskisi gibi &ccedil;alışamıyormuş. Kazandıkları parayla ancak karınlarını doyurabiliyorlarmış. Elindeki son parayla bir par&ccedil;a deri almış. Akşam olduğu i&ccedil;in yapacağı ayakkabının derisini tezg&acirc;hın &uuml;zerine bırakmış. Yatmaya gitmiş.</p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ertesi sabah her zamanki gibi erkenden kalkmış. Tezg&acirc;hın &uuml;zerine bakınca &ccedil;ok şaşırmış. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; orada bir &ccedil;ift g&uuml;zel ayakkabı duruyormuş. <br />Ayakkabılar o kadar g&uuml;zelmiş ki, &ccedil;ok zengin biri onları satın almış. Yaşlı kunduracı kazandığı parayla iki &ccedil;ift ayakkabı yapacak deri almış. Derileri yine tezg&acirc;hın &uuml;zerinde bırakıp yatmış. Uyandığında iki &ccedil;ift ayakkabı bulmuş.<br /><br />&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;D&uuml;kk&acirc;na gelen m&uuml;şteriler ayakkabıları &ccedil;ok beğenmişler. Bol bol para verip satın almışlar. Kazandığı parayla bu sefer d&ouml;rt ayakkabılık deri satın almış. Sabah kalktığında ayakkabılar hazırmış.<br /><br />G&uuml;nler b&ouml;yle ge&ccedil;ip gitmiş. Yaşlı kunduracı zengin olmuş. Ama onlara bu iyiliği kimin yaptığını &ccedil;ok merak ediyormuş.<br /><br />Bir g&uuml;n karısına:<br /><br />&ndash; Bize kimin yardım ettiğini &ccedil;ok merak ediyorum, demiş. Onlara teşekk&uuml;r etmek istiyorum.<br /><br />&ndash; Ozaman bu gece saklanalım. Gece olunca da gizlice bize kimin yardım ettiğini g&ouml;relim, demiş karısı. O gece yine tezg&acirc;hın &uuml;zerine derileri bırakmışlar. Sessizce beklemeye başlamışlar. Gece yarısı olunca kapı a&ccedil;ılmış. İ&ccedil;eriye iki minik adam girmiş. Tezg&acirc;hın yanına gelerek derilerden ayakkabı yapmışlar. Sabaha karşı da işlerini bitirip gitmişler.<br /><br />Yaşlı karı koca şaşkınlıkla onları izlemişler. Onlara nasıl teşekk&uuml;r edeceklerini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şler. Sonunda birer kıyafet dikmeye karar vermişler. Bir iki gece sonra da diktikleri kıyafetleri tezg&acirc;hın &uuml;zerine koymuşlar. Saklanıp minik adamların gelmesini beklemişler. Az sonra kapı &ccedil;alınmış. C&uuml;celer kıyafetleri g&ouml;r&uuml;p mutlu olmuşlar. Hoplaya zıplaya gitmişler. Ama bir daha da gelmemişler.<br /><br />Kunduracı ve karısı iki minik adama teşekk&uuml;r ettiklerini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p mutlu olmuşlar. Onları hi&ccedil; unutmamışlar.<br /><br /></p>
<p><span style="font-size: 14pt"><strong>Bu&nbsp;masalda neler &ouml;ğrendik hatırlayalım.</strong></span><br /><br /></p>
<p><strong>1- Kunduracı nasıl biriymiş?</strong><br /><br />a) &Ccedil;ok konuşan<br /><br />b) &Ccedil;ok gezen<br /><br />c) &Ccedil;ok iyi kalpli biriymiş.<br /><br /><strong>2- Kunduracıya kim yardım ediyormuş?</strong><br /><br />a) Civcivler<br /><br />b) İki minik adam<br /><br />c) Arkadaşları<br /><br /><strong>3- Kunduracı ve karısı iki minik adama nasıl teşekk&uuml;r etmiş?</strong><br /><br />a) Onlara birer kıyafet dikmişler.<br /><br />b) Bir kağıda&ldquo;Teşekk&uuml;r ederiz&rdquo; yazmışlar.<br /><br />c) Bir kutu şeker vermişler.</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/cocuklara-egitim-konusunda-hikaye-ve-masallari/yoksul-ayakkabici/#post-32</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Terbiye de çizgiyi korumak</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/anne-ve-babalarimiz-ile-ilgili-yazabilirsiniz/terbiye-de-cizgiyi-korumak/#post-31</link>
                        <pubDate>Thu, 28 May 2020 07:12:17 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[TERBİYEDE OLUMLU**&Ccedil;İZGİYİ KORUMAK*G&uuml;n g&ouml;rm&uuml;ş birinden dinledim:&ldquo;&mdash; Annem bana namaz kılmamı s&ouml;ylediği zaman dua ederek s&ouml;ylerdi:&mdash;Kalk namaz k...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p>TERBİYEDE OLUMLU*<br />*&Ccedil;İZGİYİ KORUMAK*<br /><br />G&uuml;n g&ouml;rm&uuml;ş birinden dinledim:<br />&ldquo;&mdash; Annem bana namaz kılmamı s&ouml;ylediği zaman dua ederek s&ouml;ylerdi:<br />&mdash;Kalk namaz kıl, Allah sana ikram etsin m&uuml;kafatlandırsın..<br />&mdash;Kalk namaz kıl, Allah seni namazın tadından, lezzetinden mahrum etmesin..<br />&mdash;Kalk namaz kıl, Allah seni muvaffak etsin..<br />Ve ben b&ouml;ylelikle namazı sevdim, hatta annemin bana dua ettiğini duymak i&ccedil;in namazı beklerdim...<br />K&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;mden beri annemi namaz kılarken g&ouml;r&uuml;rd&uuml;m. Anacığım her namazın sonunda duyulur bir sesle Allah&rsquo;a dua ederdi:<br />&mdash;Allah&rsquo;ım, oğlumu severek-hoşlanarak lezzet alarak namaz kılanlardan eyle...<br />&mdash;Allah&rsquo;ım namazı, oğlumun g&ouml;z&uuml;n&uuml;n nuru kıl..<br />Yıllar ge&ccedil;ti, ben koca adam oldum , Anacığım hala b&ouml;ylece dua eder :)<br />B&ouml;ylece ben kendimi namazı severken buldum ve hayatımın en g&uuml;zel anları, Rabbimin huzurunda durduğum anlar oldu...<br />Şunu &ouml;nemli g&ouml;r&uuml;yorum:<br />Tek başına &ldquo;Namaz kıl!&rdquo; demek yeterli değil. Bunu derken, yani namazla emrederken, yanında bir de sebep belirtilmeli, tıpkı Allah azze ve celle&rsquo;nin Adem ve Havva&rsquo;ya (as)derken yaptığı gibi: &ldquo;Bu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!&rdquo;<br />Bizler de &ccedil;ocuklarımıza s&ouml;ylerken aynı us&ucirc;l&uuml; kullanmalıyız :<br />&mdash;Namaz kıl ki, Allah senden razı olsun!<br />&mdash;Namazını huş&ucirc;yla kıl ki, Allah kabul etsin...<br />&mdash;Abdestini g&uuml;zelce al ki, g&uuml;nahların d&ouml;k&uuml;ls&uuml;n..<br />&mdash;İki rekat namaz kıl ki, Allah seni imtihanda başarılı eylesin..<br />Tebess&uuml;m&uuml; y&uuml;z&uuml;nden eksik etmeden sonra &ccedil;ocuğuna de ki:<br />&mdash;Hadi gel namaz kılalım :)<br />Babamın hep şu hali g&ouml;z&uuml;m&uuml;n &ouml;n&uuml;nden gitmez:<br />Babam abdest almak i&ccedil;in kollarını sıvadığında, her namaz vaktinde odamıza uğrar ve tebess&uuml;m ederek derdi ki; &ldquo;Kafir ile m&uuml;&rsquo;min arasındaki fark namazdır.&rdquo;<br />B&ouml;yle b&ouml;yle namaz, benim ayrılmaz bir par&ccedil;am oldu. O kadar ki, namazsız bir hayat benim i&ccedil;in yok h&uuml;km&uuml;nde!..<br />*Her konuda her şeyde olumlu olmak* harikadır.<br />Rabbimiz bizleri ve neslimizi namaz kılanlardan eylesin!</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/anne-ve-babalarimiz-ile-ilgili-yazabilirsiniz/terbiye-de-cizgiyi-korumak/#post-31</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>TEBESSÜMÜNÜZ İÇİN BİR HATIRA</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/etrafinizda-gecen-olaylar/tebessumunuz-icin-bir-hatira/#post-30</link>
                        <pubDate>Tue, 26 May 2020 17:08:58 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[TEBESSÜMÜNÜZ İÇİN BİR HATIRABir dönem bir genel müdür yardımcılığı yapmış birisi anlatıyor: - Sene 1965… Bir genel müdürlükte özel kalem müdürü yardımcısıyım.. Bayrama 10 gün var… Benim müdü...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<pre style="text-align: justify"><strong>TEBESSÜMÜNÜZ İÇİN BİR HATIRA</strong><br /><br />Bir dönem bir genel müdür yardımcılığı yapmış birisi anlatıyor: <br />- Sene 1965… Bir genel müdürlükte özel kalem müdürü yardımcısıyım.. <br />Bayrama 10 gün var… Benim müdür hastalandı. İşe gireli 2 hafta olmuş, olmamış. Genel Müdür Bey beni çağırttı:<br />- Tebrik kartları hazır mı? Şaşırdım.<br />- Hangi kartlar efendim?<br />- Aman evladım, Şükrü Bey sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartları şimdiye kadar hazır olmalıydı… <br />Tüh tüh… Çabuk hemen hazırlayıverin.<br />- Emredersiniz efendim! Dedim, ancak sabaha kadar 3 bin kartı nasıl yazacağım?<br /><br /><strong>Genel müdür bey, bütün kartları çini mürekkebiyle ve en güzel yazımla yazmamı istedi.</strong> <br /><br />3 bin karttan 2 bin tanesini kendisinden makamca alttakilere şu şekilde yazacaktım: <br />"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"<br /><br />10 tanesi de üst makamdakilere olacaktı ve onlarda da şu ifade yer alacaktı:<br />"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim." <br /><br />Sabaha kadar 3 bin kart, düşünebiliyor musunuz? Çaresiz kolları sıvadım:<br />"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim", <br />"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",<br />"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"<br /><br /><strong>1, 5, 10, 18, 28, 58, 108, 188, 558… Yazıyorum, yazıyorum bitmiyor! Nasıl sıkıntı bastı! 738, 918…</strong><br /><br />2,5 paket Samsun'u bu arada bitirmişim. Öyle işkence çekiyorum ki, ekmek parası olmasa bırakıp kaçacağım. <br /><br />Sıra 2000. karta geldiğinde şafak söküyordu. Ben de bitmişim ama önümde hâlâ yığınla kart duruyor!<br /><br />1.000 tane de üst makamlara yazılması gerekenler var. 4. paket sigarayla birlikte, <br />"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim”e başladım. <br /><br />Boyuna yazıyorum, göz kapaklarım iyice ağırlaştı, takoz koysam gene de kapanacak.<br />209, 529, 689.. Yaz babam yaz.. Ama artık kalemi parmaklarımın arasında tutamaz oldum. <br /><br /><strong>Ben kaleme değil, kalem bana hâkim:</strong><br />"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."<br />"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim.",<br />"Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken.."<br />"Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim.."<br />"Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim.."<br />"Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi'ye başarılı günler dilerim.."<br />"Sizin de eşinizin de Niyazi'nin de bayramını saygıyla eder, sihhat dilerim.."<br />"Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi'ye başarılar diler aynı zamanda ederim.."<br />"Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar, Niyazi'nin gözlerinden öperim.."<br />"Sizin de, eşinizin de, Niyazi'nin de, bayramını da, tatilini de, gelmişini de, geçmişini de... Saygıyla ederim.."<br /><br /><strong>Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim..</strong> <br /><br />Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı: <br />- “Aferin” dedi. "Güzel yazmışsın. Hemen postalayın!" <br />HEMEN POSTALADIK!..<br /><br />3 gün sonra da önce bizim genel müdürü, sonra da bendenizi postaladılar!..</pre>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/etrafinizda-gecen-olaylar/tebessumunuz-icin-bir-hatira/#post-30</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Necip Fazıl KISAKÜREK</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/sairlerimizin-hayatini-burada-paylasabilirsiniz/necip-fazil-kisakurek-2/#post-29</link>
                        <pubDate>Mon, 25 May 2020 16:00:00 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[- Necip Fazıl’ın şiirde yeri neresi?
Can YÜCEL: Necip Fazıl, sahasının en iyi şairlerinden biridir. Türk edebiyatının yarım yamalak giden hece şiirinin en büyük üstadıdır. Kendisi için en b...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p>- Necip Fazıl’ın şiirde yeri neresi?</p>
<p>Can YÜCEL: Necip Fazıl, sahasının en iyi şairlerinden biridir. Türk edebiyatının yarım yamalak giden hece şiirinin en büyük üstadıdır. Kendisi için en büyük sayılan ilk döneminde ortaya koyduğu eserler, Türkiye’de büyük şehir hayatı içindeki bireyin bunalımını en iyi anlatan şiirler içermektedir. Daha sonraki inançlı dönemi hiçbir zaman küçültücü değildir. İnançları için hapislere giren adamın fikir, düşünce ve eserlerini uluorta değerlendirmemek gerekir. O kendi alanında fikirlerini somut bir şekilde, hiçbir dış etkenden çekinmeden ortaya koymuştur.</p>
<p>- Solun Necip Fazıl’ı görmemezlikten gelmesi ideolojik bir yaklaşım mı?</p>
<p>Can YÜCEL: İyi bir eleştiri ortamı olmadığı için, bizim sol eleştirmenler kendi kaprisleriyle insanı değerlendiriyorlar. Eleştirilerde nesnel bir değerlendirme olmadığı ortada. Sübjektif ve indî değerlendirmeler yapılıyor. Eleştiriler nesnel olmadığı için, hissî değerlendirmeler unutuluyor. Büyük şairler de unutuluyor. Fazıl Hüsnü, Oktay Rıfat gibileri de unutulmuştur. Bizde kayıtsızlık alabildiğine fazla. Yine değerlendirmelerde ideolojinin tesiri büyük. Dikkatsizlik ve nesnel gözle görmeyi beceremeyenler, ideolojilerinin tesirinde kalarak yanlış değerlendirmelere gidiyorlar.</p>
<p>- Solcular Necip Fazıl’ı niçin okumuyor?</p>
<p>Can YÜCEL: Solda adam mı var, Necip Fazıl’ı anlayacak. Hepsi dangalak...</p>
<p>- Necip Fazıl’ın inançlı olması şiirinden değer kaybettirdi mi?<br />Can YÜCEL: Necip Fazıl, Türkçesi çok iyi bir şair. İnanç ve fikrini değiştirmesi Necip Fazıl’ın sanatını asla değiştirmemiştir. Aslında ben kişilerin bir bütün olarak değerlendirilmesinden yanayım. Kişileri kendi özel şartları içinde değerlendirmek gerekir.<br />Fikir birliğimiz olsun olmasın, Necip Fazıl’ın en önemli tarafı fikrî, felsefî şiir vadisinde en iyi işi yapmış olmasıdır. Şiirleri bu sahanın harika eserleridir. Tasavvuf ağırlıklı büyük inancını felsefî şiir planında anlatmayı başarmıştır. Bu husus felsefî şiirde çok önemlidir. Bu sadece şiirlerinde değil nesirlerinde de görülür. Necip Fazıl bohem döneminde ne yapmış ise, sonraki dönemde de aynı şeyi yapmıştır. Felsefî şiirini devam ettirmiştir. Bu sadece şiirlerinde değil, nesirlerinde de görülür. Mesela Abdülhamit hakkındaki eserinde bunu çok net olarak görebiliriz. Çok değerli bir eser.<br />Meseleyi hissî ele almaktan çok felsefî olarak ele almış. Kafası fikirlere açık.</p>
<p>Röportaj: Selim Çoraklı</p>
<p><span><strong>NECİP FAZIL KISAKÜREK KİMDİR? </strong></span></p>
<p>Maraşlı bir ailenin tek çocuğu olan Necip Fazıl, 1904 yılında dünyaya geldi. Ailesinin verdiği isim ile Ahmet Necip'in babası kendisi doğduğu sırada hukuk fakültesinde öğrenciydi. Daha sonraki yıllarda Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunan hukukçu Abdülbaki Fazıl Bey; annesi, Girit ensarlarından bir ailenin kızı olan Mediha Hanım’dır.</p>
<p>3-4 yaşlarında okuma dedesinden okumayı öğrenen Necip Fazıl'ın çocukluğu Çemberlitaş'ta geçmiştir. Okumaya olan tutkusunu ise babaannesine borçludur. Sıkıntılı çocukluk geçiren Necip Fazıl, pek çok farklı okulda ilkokul eğitimi almıştır. Annesinin vereme yakalanması ile Heybeli'ye taşınmışlar ve onun için Heybeliada Numune Mektebinin ardından Bahriye Mektebi yılları başlamıştır. </p>
<p><img src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2018/30/rZmye_1532434500_8673.jpg" alt="" /></p>
<p><span><em><strong>Şairlerle dolu bir bahriye mektebi...</strong></em></span></p>
<p>İlk yayıncılık faaliyetine burada başlayan Necip Fazıl, 1916 yılında Mekteb-i Fünûn-ı Bahriye-i Şâhâne imtihanlarına girdi ve üç yıl boyunca Bahriye Mektebinde eğitim gördü. Burada Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Akseki, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi simalardan eğitim aldı. Bahriye Mektebinde o sıralar kendisi kadar değerli bir isim olan Nazım Hikmet iki sınıf üstte eğitim görmekteydi. İlk yayıncılık faaliyetina tek nüsha elle yazılmış haftalık Nihai dergisi ile başlamıştır.</p>
<p>Necip Fazıl'ın yabancı dil kabiliyeti bu sıralarda gelişti. Lord Byron, Oscar Wilde, Shakespeare gibi batılı yazarların eserlerini orijinal dilinde okuma imkanını buldu. Ahmet Necip ismi burada şimdi bizlerin bildiği Necip Fazıl halini aldı. İstanbul'un işgali sırasında annesi ile Erzurum'a giden Fazıl, okulu yarım bırakmış ve o sıralar genç yaştaki babasını kaybetmiştir. </p>
<p><img src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2018/30/AzsR7_1532434515_7164.jpg" alt="" /></p>
<p><span><em><strong>Darulfünun ve ilk şiirler...</strong></em></span></p>
<p>1921 yılına gelindiğinde Darulfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne kaydolmuştur. Burada  Ahmet Haşim, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Faruk Nafiz, Ahmet Kutsi dönemin edebiyatçıları ile tanışma fırsatı bulmuştur. İlk şiirleri Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Yeni Mecmua'da yayınlanmıştır. 1924 yılında Maarif Vekâleti'nin açtığı sınavda gösterdiği başarı sonucu Avrupa'ya gönderilecek öğrenci grubunun içinde yer almıştır.</p>
<p><span><em><strong>Paris yılları ve Kaldırımlar...</strong></em></span></p>
<p>Paris'e eğitim görmek üzere ayak basan Necip Fazıl, Sorbonne Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi. Bohem hayat tarzı ile okula adım atmayı başaramayan Necip Fazıl burada kumara olan ilgisi ile zor günler geçirmiştir. Paris sokaklarında yaşadığı bohem ruh hali ona Kaldırımlar'ı yazdıracaktır. Eğitimine devam etmemesi ile bursu kesilen Fazıl, yurda dönmek zorunda kalacaktır.</p>
<p><img src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2018/30/bI2sZ_1532434530_8595.jpg" alt="" /></p>
<p><span><em><strong>Yeniden İstanbul ve ilk şiir kitabı Örümcek Ağı...</strong></em></span></p>
<p>Paris'teki ruh hali Necip Fazıl'in İstanbul'da devam edeceği yıllara da sirayet etmeye devam edecektir. 1925 yılında ilk şiir kitabı "Örümcek Ağı" ve 1928'de ise ikinci kitabı "Kaldırımlar"ı yayınlamıştır. Şiirleri beklenmedik şekilde ilgi görmüş ve dönemin aydınlarından büyük övgüler almıştır. Falih Rıfkı ve Yakup Kadri gibi önemli isimlerle bir arada oldu. </p>
<p>Bu yıllarda yeni bir meslek olan bankacılık alanında çalışmaya başlamıştır. Bir Hollanda bankası olan “Bahr-i Sefit Bankası”nda başladığı bankacılığa Osmanlı Bankası’nda devam etti. Kısa sürede Ceyhan, İstanbul, Giresun şubelerinde çalışmıştır. 1929 yılında Ankara İş Bankasına  “Umum Muhasebe Şefi” olarak girmiş ve burada 9 yıl çalışmıştır. </p>
<p>1931-1933 yılları arasında askerlik görevini yerine getiren Necip Fazıl, sonrasında Ankara'ya dönmüş ve üçüncü şiir kitabını yayınlamıştır. "Ben ve Ötesi" ona şöhretin zirvesini yaşatacaktır. Bu sırada dergilerdeki yazılarını topladığı "Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil” adlı kitabı yayınlamıştır. </p>
<p><img src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2018/30/FHN47_1532434547_0696.jpg" alt="" /></p>
<p><span><em><strong>Abdülhakim Arvasi ile bambaşka bir Necip Fazıl...</strong></em></span></p>
<p>1934 yılı Necip Fazıl için büyük dönüşümün yılı oldu. Bu senede Nakşi Şeyhi Abdülhakim Arvasi hazretleri ile tanışan Necip Fazıl'in şiirlerinde de bu dönüşümün izleri tasavvufi içerik ile kendisi göstermiştir. Önceleri bunalım, bohem ve mistik sıkıntılardan hasıl olan şiirlerinin içeriği uhreviyata ve tasavvufa kapı açtı. Büyük dönüşümü sonrası yayınladığı ilk eser Tohum adlı tiyatro oyunu oldu. İslamcılık ve Türklük vurgusunun ön planda olduğu eser, Muhsin Ertuğrul tarafından İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan sahnelense de halkın ilgisini yakalayamadı.</p>
<p>1936’da bir kültür–sanat dergisi olan “Ağaç Mecmuası”nı çıkarmaya başladı. İlk sayısı 14 Mart 1936’da Ankara’da çıkarılan dergi, ilk altı sayıdan sonra İstanbul’da çıkarılmaya başladı. Dergi, spirütalist özelliklere sahipti ve Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı gibi önemli edebiyatçılardan katkı sağlanmaktaydı. 1937 yılında tamamladığı “Bir Adam Yaratmak” adlı piyesi ilk defa 1937-38 tiyatro sezonunda, İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye kondu ve büyük ilgi yarattı.</p>
<p><img src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2018/30/Wt0Zd_1532434561_743.jpg" alt="" /></p>
<p><span><em><strong>Fatma Neslihan Hanımla evlendi</strong></em></span></p>
<p>1941 yılında Fatma Neslihan Balaban ile evlendi. Bu evlilikten Mehmet (1943), Ömer (1944), Ayşe (1948), Osman (1950) ve Zeynep (1954) isimli beş çocuğu oldu. 1942 kışında yeniden askerlik yapmak üzere 45 gün için Erzurum’a gönderildi. Askerde iken siyasi bir yazı kaleme alması nedeniyle mahkum oldu ve ilk kez hapis cezası aldı; Sultanahmet Cezaevi’nde hapis yattı.</p>
<p><span><em><strong>Ve Büyük Doğu yayın hayatına başlar...</strong></em></span></p>
<p>Necip Fazıl Kısakürek, 1943 yılından itibaren siyasal tavrını ve Türk modernleşmesine eleştirisini ortaya koyan faaliyetlerine başlamıştır. Muhalefet anlayışını ifade eden araç, 17 Eylül 1943 günü ilk sayısını çıkardığı “Büyük Doğu” dergisidir. Büyük Doğu, o dönemde çıkarılan tek İslamcı dergidir. Başlangıçta dönemin ünlü isimlerinin yazılarının da yer aldığı dergide daha sonra değişik takma adlarla Necip Fazıl’ın yazdığı yazılar egemen olmuştur. Büyük Doğu dergisi 1943 yılından itibaren sayısız defa yayınlanan muhtelif yazılar nedeniyle kapandı, açıldı. </p>
<p><img src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2018/30/5YklF_1532434582_1351.jpg" alt="" /></p>
<p><span><em><strong>Büyük Doğu Cemiyeti...</strong></em></span></p>
<p>Sanatçı, 28 Haziran 1949'da Büyük Doğu Cemiyeti’ni kurdu. 1950’de derneğin ilk şubesi Kayseri’de açıldı. Necip Fazıl, Kayseri’deki açılıştan İstanbul’a döndükten sonra bir yazısı nedeniyle tutuklandı; “Türklüğe hakaret davası”nda verilmiş beraat kararı Nisan ayında temyiz mahkemesi tarafından bozdurulunca eşi Neslihan Hanım ile birlikte hapse girdi. 1950 genel seçimlerinden sonra seçimden zaferle çıkan Demokrat Parti’nin çıkardığı Af Kanunu ile hapishaneden tahliye edilen ilk kişi olarak  15 Temmuz’da serbest kaldı. 18 Ağustos 1950’de Büyük Doğu’yu yeniden çıkarmaya başladı. Necip Fazıl, dergide Adnan Menderes’e açık mektuplar yayınlayarak partiyi İslam ekseninde geliştirmesini önermekteydi. O yıl Büyük Doğu Cemiyeti’nin Tavşanlı, Kütahya, Afyon, Soma, Malatya, Diyarbakır şubelerini açtı.</p>
<p><img src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2018/30/MvUCY_1532434680_7233.jpg" alt="" /></p>
<p><em><span><strong>1960 sonrasında Necip Fazıl...</strong></span></em></p>
<p>Birçok suçtan birçok ceza evinde yatan Necip Fazıl, 1963-1964’te Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konferanslar verdi. 1973 yılında Hacca gitti. O yıl oğlu Mehmet’e "Büyük Doğu Yayınevi"ni kurdurdu. "Esselâm" isimli manzum eserinden başlayarak daha evvel çeşitli yayınevlerince basılmış eserlerinin düzenli yayınına başladı. 23 Kasım 1975’te Millî Türk Talebe Birliği tarafından Mücadelesinin 40. Yılı münasebetiyle bir "Jübile" tertiplendi. 1976'da, dergi-kitap şeklinde, 1980 yılına kadar 13 sayı sürecek "Rapor"ları, 1978'de de SON DEVRE Büyük Doğu dergisini çıkardı. 26 Mayıs1980'de Türk Edebiyat Vakfı tarafından "Şairler Sultanı" ve 1982 yılında yayınlanan "Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu" isimli eseri münasebetiyle de "Yılın Fikir ve Sanat Adamı" seçildi.</p>
<p><img src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2018/30/vcM0K_1532434745_3451.jpg" alt="" /></p>
<p><span><em><strong>Çilehaneye veda...</strong></em></span></p>
<p>Necaip Fazıl Kısakürek 25 Mayıs 1983 günü çilehane dediği bu dünyaya veda etti. 79 yaşında vefat eden büyük şair ardında bir çok eser ve nesillere önder olacak bir fikir dünyası bıraktı. Üstad Necip Fazıl'ın cenazesi Eyüp Sultan Mezarlığına defnedildi.</p>
<p><span><strong>NECİP FAZIL'IN ESERLERİ</strong></span></p>
<p>Örümcek Ağı (1925)<br />Kaldırımlar (1928)<br />Ben ve Ötesi (1932)<br />Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil (1933)<br />Tohum (1935)<br />Beklenen (1937)<br />Bir Adam Yaratmak (1938)<br />Künye (1938)<br />Sabır Taşı (1940)<br />Namık Kemâl (1940)<br />Çerçeve (1940)<br />Para (1942)<br />Vatan Şairi Nâmık Kemâl (1944)<br />Müdafaa (1946)<br />Halkadan Pırıltılar (Veliler Ordusundan) (1948)<br />Nam (1949)<br />Çöle İnen Nur (İzinsiz Baskı) (1950)<br />101 Hadis (Büyük Doğu'nun 1951'de verdiği ek) (1951)<br />Maskenizi Yırtıyorum (1953)<br />Sonsuzluk Kervanı (1955)<br />Cinnet Mustatili (Yılanlı Kuyudan) (1955)<br />Mektubat'tan Seçmeler (1956)<br />At'a Senfoni (1958)<br />Büyük Doğu'ya DOĞRU (İdeolocya Örgüsü) (1959)<br />Altun Halka (Silsile) (1960)<br />O ki O Yüzden Varız (Çöle İnen Nur) (1961)<br />Çile (1962)<br />Her Cephesiyle Komünizm (1962)<br />Türkiye'de Komünizm ve Köy Enstitüleri (1962)<br />Ahşap Konak (Büyük Doğu'nun 1964'te verdiği ek) (1964)<br />Reis Bey (1964)<br />Siyah Pelerinli Adam (Büyük Doğu'nun 1964'te verdiği ek)(1964)<br />Hazret (1964)<br />İman ve Aksiyon (1964)<br />Ruh Burkuntularından Hikâyeler (1965)<br />Büyük Kapı (O ve Ben) (1965)<br />Ulu Hakan II. Abdülhamid Han (1965)<br />Bir Pırıltı Binbir Işık (1965)<br />Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar I (1966)<br />Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar II (1966)<br />Büyük Kapı'ya ek (Başbuğ Velilerden) (1966)<br />İki Hitabe: Ayasofya / Mehmetçik (1966)<br />El Mevahibü'l Ledüniyye (1967)<br />Vahidüddin (1968)<br />İdeolocya Örgüsü (1968)<br />Türkiye'nin Manzarası (1968)<br />Tanrı Kulundan Dinlediklerim I (1968)<br />Tanrı Kulundan Dinlediklerim II (1968)<br />Peygamber Halkası (1968)<br />1001 Çerçeve 1 (1968)<br />1001 Çerçeve 2 (1968)<br />1001 Çerçeve 3 (1968)<br />1001 Çerçeve 4 (1968)<br />1001 Çerçeve 5 (1968)<br />Piyeslerim(Ulu Hakan/Yunus Emre/S. P. Adam) (1969)<br />Müdafaalarım (1969)<br />Son Devrin Din Mazlumları (1969)<br />Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık (1969)<br />Şiirlerim (1969)<br />Benim Gözümde Menderes (1970)<br />Yeniçeri (1970)<br />Kanlı Sarık (1970)<br />Hikâyelerim (1970)<br />Nur Harmanı (1970)<br />Reşahat (1971)<br />Senaryo Romanları (1972)<br />Moskof (1973)<br />Hazret (1973)<br />Esselâm (1973)<br />Hac (1973)<br />Çile (Nihaî Tertib) (1974)<br />Rabıta (1974)<br />Başbuğ Velilerden 33 (Altun Silsile) (1974)<br />O ve Ben (1974)<br />Bâbıâli (1975)<br />Hitabeler (1975)<br />Mukaddes Emanet (1976)<br />İhtilal (1976)<br />Sahte Kahramanlar (1976)<br />Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar) (1976)<br />Rapor 1 (1976)<br />Rapor 2 (1976)<br />Yolumuz, Halimiz, Çaremiz (1977)<br />Rapor 3 (1977)<br />İbrahim Ethem (1978)<br />DOĞRU Yolun Sapık Kolları (1978)<br />Rapor 4 (1979)<br />Rapor 5 (1979)<br />Rapor 6 (1979)<br />Aynadaki Yalan (1980)<br />Rapor 7 (1980)<br />Rapor 8 (1980)<br />Rapor 9 (1980)<br />Rapor 10 (1980)<br />Rapor 11 (1980)<br />Rapor 12 (1980)<br />Rapor 13 (1980)<br />İman ve İslâm Atlası (1981)<br />Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu (1982)<br />Tasavvuf Bahçeleri (1983)<br />Kafa Kâğıdı (1984)<br />Hesaplaşma (1985)<br />Dünya Bir İnkılâp Bekliyor (1985)<br />Mümin (1986)<br />Öfke Ve Hiciv (1988)<br />Çerçeve 2 (1990)<br />Konuşmalar (1990)<br />Başmakalelerim 1 (1990)<br />Çerçeve 3 (1991)<br />Hücum Ve Polemik (1992)<br />Başmakalelerim 2 (1995)<br />Başmakalelerim 3 (1995)<br />Çerçeve 4 (1996)<br />Edebiyat Mahkemeleri (1997)<br />Çerçeve 5 (1998)<br />Hâdiselerin Muhasebesi 1 (1999)<br />Püf Noktası (2000)<br />Bekleyen<br />Bayram</p>
<p><span><strong>NECİP FAZIL'IN DİZELERİNDEN...</strong></span></p>
<p><strong>Canım İstanbul</strong></p>
<p>Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; <br />Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.<br />İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; <br />O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.<br />Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; <br />Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.<br />Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,<br />Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.</p>
<p>İstanbul benim canım; <br />Vatanım da vatanım...<br />İstanbul,<br />İstanbul...</p>
<p>Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; <br />Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...<br />Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; <br />Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...<br />Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; <br />Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..<br />Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; <br />Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...</p>
<p>O manayı bul da bul! <br />İlle İstanbul'da bul! <br />İstanbul,<br />İstanbul...</p>
<p>Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; <br />Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.<br />Oynak sular yalının alt katına misafir; <br />Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.<br />Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,<br />Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...<br />Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? <br />Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...</p>
<p>Kadını keskin bıçak,<br />Taze kan gibi sıcak.<br />İstanbul,<br />İstanbul...</p>
<p>Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! <br />Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...<br />Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,<br />Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.<br />Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından<br />Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.<br />Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; <br />Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...</p>
<p>Gecesi sünbül kokan<br />Türkçesi bülbül kokan,<br />İstanbul,<br />İstanbul...</p>
<p><strong>Kaldırımlar</strong></p>
<p>Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; <br />Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.<br />Yolumun karanlığa saplanan noktasında,<br />Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.</p>
<p>Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; <br />Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.<br />İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; <br />Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.</p>
<p>İçimde damla damla bir korku birikiyor; <br />Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...<br />Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; <br />Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.</p>
<p>Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; <br />Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.<br />Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; <br />Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.</p>
<p>Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; <br />Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! <br />Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; <br />Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!</p>
<p>Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; <br />İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.<br />Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; <br />Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.</p>
<p>Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; <br />Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! <br />Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; <br />Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.</p>
<p>Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; <br />Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.<br />Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,<br />Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...</p>
<p>II</p>
<p>Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,<br />Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! <br />Kurulup şiltesine bir tahteravan gibi,<br />Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!</p>
<p>Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,<br />Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.<br />Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; <br />Onun taşı erimiş, senin kafatasında.</p>
<p>İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var; <br />Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.<br />Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; <br />Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.</p>
<p>Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur! <br />Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.<br />Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...<br />Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...</p>
<p>III</p>
<p>Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,<br />Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.<br />Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,<br />Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.</p>
<p>Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,<br />Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.<br />Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,<br />Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.</p>
<p>Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım; <br />Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,<br />Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.</p>
<p>Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; <br />Bana rahat bir döşek serince yerin altı,<br />Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...</p>
<p><strong>Çile</strong></p>
<p>Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam, <br />Gezdirsin boşluğu ense kökünde! <br />Ve uçtu tepemden birdenbire dam; <br />Gök devrildi, künde üstüne künde...</p>
<p>Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!<br />Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı! <br />Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent, <br />Ok çekti yukardan, üstüme avcı.</p>
<p>Ateşten zehrini tattım bu okun. <br />Bir anda kül etti can elmasımı. <br />Sanki burnum, değdi burnuna "yok"un, <br />Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.</p>
<p>Bir bardak su gibi çalkandı dünya; <br />Söndü istikamet, yıkıldı boşluk. <br />Al sana hakikat, al sana rüya! <br />İşte akıllılık, işte sarhoşluk!</p>
<p>Ensemin örsünde bir demir balyoz,<br />Kapandım yatağa son çare diye. <br />Bir kanlı şafakta, bana çil horoz, <br />Yepyeni bir dünya etti hediye.</p>
<p>Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor; <br />Mekânı bir satıh, zamanı vehim. <br />Bütün bir kâinat muşamba dekor,<br />Bütün bir insanlık yalana teslim.</p>
<p>Nesin sen, hakikat olsan da çekil! <br />Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam! <br />Otursun yerine bende her şekil; <br />Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!</p>
<p>Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,<br />Benliğim bir kazan ve aklım kepçe. <br />Deliler köyünden bir menzil aşkın,<br />Her fikir içimde bir çift kelepçe.</p>
<p>Niçin küçülüyor eşya uzakta? <br />Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? <br />Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta? <br />Sonum varmış, onu öğrensem asıl?</p>
<p>Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap, <br />Bir fikir ki, beyin zarında sülük. <br />Selâm, selâm sana haşmetli azap; <br />Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.</p>
<p>Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol! <br />Ey yedinci kat gök, esrarını aç! <br />Annemin duası, düş de perde ol! <br />Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!</p>
<p>Uyku, kaatillerin bile çeşmesi; <br />Yorgan, Allahsıza kadar sığınak. <br />Teselli pınarı, sabır memesi; <br />Size şerbet, bana kum dolu çanak.</p>
<p>Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet, <br />Sırrını ararken patlayan gülle? <br />Yeşil asmalarda depreniş, şehvet; <br />Karınca sarayı, kupkuru kelle...</p>
<p>Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş, <br />Mevsimden mevsime girdim böylece. <br />Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş, <br />Fikir çilesinden büyük işkence.</p>
<p>Evet, her şey bende bir gizli düğüm; <br />Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!<br />Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm, <br />Yetişir çektiğim mesafelerden!</p>
<p>Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz; <br />Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık. <br />Her gece rüyamı yazan sihirbaz, <br />Tutuyor önümde bir mavi ışık.</p>
<p>Büyücü, büyücü ne bana hıncın? <br />Bu kükürtlü duman, nedir inimde?<br />Camdan keskin, kıldan ince kılıcın, <br />Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.</p>
<p>Lûgat, bir isim ver bana halimden; <br />Herkesin bildiği dilden bir isim! <br />Eski esvaplarım, tutun elimden; <br />Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?</p>
<p>Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, <br />Arzı boynuzunda taşıyan öküz? <br />Belâ mimarının seçtiği arsa; <br />Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?</p>
<p>Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, <br />Minicik gövdeme yüklü Kafdağı, <br />Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim, <br />Dev sancılarımın budur kaynağı!</p>
<p>Ne yalanlarda var, ne hakikatta, <br />Gözümü yumdukça gördüğüm nakış. <br />Boşuna gezmişim, yok tabiatta, <br />İçimdeki kadar iniş ve çıkış.</p>
<p>Gece bir hendeğe düşercesine, <br />Birden kucağına düştüm gerçeğin. <br />Sanki erdim çetin bilmecesine,<br />Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.</p>
<p>Açıl susam açıl! Açıldı kapı; <br />Atlas sedirinde mâverâ dede. <br />Yandı sırça saray, ilâhî yapı, <br />Binbir âvizeyle uçsuz maddede.</p>
<p>Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; <br />Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur. <br />İçiçe mimarî, içiçe benlik; <br />Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!</p>
<p>Nizam köpürüyor, med vakti deniz; <br />Nizam köpürüyor, ta çenemde su. <br />Suda bir gizli yol, pırıltılı iz; <br />Suda ezel fikri, ebed duygusu.</p>
<p>Kaçır beni âhenk, al beni birlik; <br />Artık barınamam gölge varlıkta. <br />Ver cüceye, onun olsun şairlik, <br />Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.</p>
<p>Öteler öteler, gayemin malı; <br />Mesafe ekinim, zaman madenim.<br />Gökte saman yolu benim olmalı; <br />Dipsizlik gölünde, inciler benim.</p>
<p>Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök! <br />Heybem hayat dolu, deste ve yumak. <br />Sen, bütün dalların birleştiği kök; <br />Biricik meselem, Sonsuza varmak...</p>
<p><strong>Zindandan Mehmed'e Mektup</strong></p>
<p>Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta! <br />Baba katiliyle baban bir safta! <br />Bir de, geri adam, boynunda yafta...<br />Halimi düşünüp yanma Mehmed'im! <br />Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!</p>
<p>Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,<br />Kırmızı tuğlalar altı köşeli.<br />Bu yol da tutuktur hapse düşeli...<br />Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.</p>
<p>Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! <br />Bir âlem ki, gökler boru içinde! <br />Akıl, olmazların zoru içinde.<br />Üstüste sorular soru içinde:<br />Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? <br />Buradan insan mı çıkar, tabut mu?</p>
<p>Bir idamlık Ali vardı, asıldı; <br />Kaydını düştüler, mühür basıldı.<br />Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. <br />Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; <br />Bahçeye diktiği üç beş karanfil...</p>
<p>Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'! <br />Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...<br />Beni Allah tutmuş, kim eder azat? <br />Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...<br />Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!</p>
<p>Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; <br />Sayım var, maltada hizaya dizil! <br />Tek yekûn içinde yazıl ve çizil! <br />İnsanlar zindanda birer kemmiyet; <br />Urbalarla kemik, mintanlarla et.</p>
<p>Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat; <br />Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...<br />Yalnız seccâdemin yününde şefkat; <br />Beni kimsecikler okşamaz mâdem; <br />Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!</p>
<p>Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan! <br />Dakika düşelim, senelik paydan! <br />Zindanda dakika farksızdır aydan.<br />Karıştır çayını zaman erisin; <br />Köpük köpük, duman duman erisin!</p>
<p>Peykeler, duvara mıhlı peykeler; <br />Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,<br />Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...<br />Duvar, katil duvar, yolumu biçtin! <br />Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!</p>
<p>Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar; <br />Tek nokta seçemez dünyadan nazar.<br />Yerinde mi acep, ölü ve mezar? <br />Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz? <br />Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?</p>
<p>Ses demir, su demir ve ekmek demir...<br />İstersen demirde muhali kemir,<br />Ne gelir ki elden, kader bu, emir...<br />Garip pencerecik, küçük, daracık; <br />Dünyaya kapalı, Allaha açık.</p>
<p>Dua, dua, eller karıncalanmış; <br />Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.<br />Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...<br />Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu; <br />İplik ki, incecik, örer boşluğu.</p>
<p>Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş; <br />Karanlığında nur, yeniden doğuş...<br />Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! <br />Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! <br />Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!</p>
<p>Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! <br />Ölsek de sevinin, eve dönsek de! <br />Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! <br />Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! <br />Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!</p>
<p>(1961)</p>
<div id="wpfa-8908" class="wpforo-attached-file"><a class="wpforo-default-attachment" href="//yuvasaray.net/wp-content/uploads/wpforo/default_attachments/1590422400-inbound3518038966997912062.jpg" target="_blank" rel="noopener"><i class="fas fa-paperclip"></i> inbound3518038966997912062.jpg</a></div>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>semragurgen2518</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/sairlerimizin-hayatini-burada-paylasabilirsiniz/necip-fazil-kisakurek-2/#post-29</guid>
                    </item>
				                    <item>
                        <title>Ramazan bayramı mesajı</title>
                        <link>https://yuvasaray.net/forum/dini-konulari-burada-paylasabilirsiniz/ramazan-bayrami-mesaji/#post-27</link>
                        <pubDate>Sun, 24 May 2020 10:51:55 +0000</pubDate>
                        <description><![CDATA[Değerli k&ouml;yl&uuml;lerimiz;
Vir&uuml;s dolayısıyla, bu bayram sabahında kendimi ecnebi memleketinde garip gibi hissettim; camide toplumla birlikte namaz yok! &Ccedil;ocukların sevincini...]]></description>
                        <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Değerli k&ouml;yl&uuml;lerimiz;</strong></p>
<p>Vir&uuml;s dolayısıyla, bu bayram sabahında kendimi ecnebi memleketinde garip gibi hissettim; camide toplumla birlikte namaz yok! &Ccedil;ocukların sevincini g&ouml;rmek yok! Coşku yok! Bayram hissi yok!</p>
<p>Onun yerine evde cemaatle bayram namazını kıldık, ama h&uuml;z&uuml;nl&uuml; bir bayram sabahıydı. Daha k&ouml;t&uuml;s&uuml; de, b&uuml;y&uuml;kleri ziyaret edememek olacaktır. Bir musibet, bin nasihatten iyidir. Allah bizlere bir daha b&ouml;yle musibetler yaşatmasın inşaAllah. Amiin.</p>
<p>Bu vesileyle siz dostlarımızın ve sizin nezdinizde b&uuml;t&uuml;n milletimizin ramazan bayramını tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını Cenab'ı Allah'tan niyaz ediyorum. Sel&acirc;m ve dua ile.</p>]]></content:encoded>
						                            <category domain="https://yuvasaray.net/forum/"></category>                        <dc:creator>Kamil Bekci</dc:creator>
                        <guid isPermaLink="true">https://yuvasaray.net/forum/dini-konulari-burada-paylasabilirsiniz/ramazan-bayrami-mesaji/#post-27</guid>
                    </item>
							        </channel>
        </rss>
		